+ Forumindir.Biz Designer By SD Media
+ Forumindir.Biz > Forum İndir Kültür & Sanat > Edebiyat > Edebiyatta sadeleştirme katliamı
Uploader olmak isteyenler TIKLASIN

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03-01-2009, 13:53 #1
Genel Kontrol Modu
Google - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye No: 27
Üyelik tarihi: 27.02.2009
Nerden:sana ne?
Mesajlar: 1.430
Konular: 1061
Tecrübe Puanı:251
Rep Puanı: 23362
Google has a reputation beyond reputeGoogle has a reputation beyond reputeGoogle has a reputation beyond reputeGoogle has a reputation beyond reputeGoogle has a reputation beyond reputeGoogle has a reputation beyond reputeGoogle has a reputation beyond reputeGoogle has a reputation beyond reputeGoogle has a reputation beyond reputeGoogle has a reputation beyond reputeGoogle has a reputation beyond repute
Standart Edebiyatta sadeleştirme katliamı

Sadeleştirme kisvesi altında yapılan değişiklikler, dilimizi bizden uzaklaştırırken öz kültürümüzde de büyük tahribata yol açıyor. Gelin, “edebî cinayetlere” göz atalım.
Kadir Filiz'in haberi

Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu adlı romanının 1928 baskısından iki cümle: “Yahu küçük hanım, şu kızı kandırıp Müslüman edelim... Sevaplı iştir...” (sayfa 62); “Allah sana da, ona da Hak dininde can vermek nasip etsin.” (sayfa 66). Aynı baskıdan iki cümle daha: “Yaz kızım, yaz... Hem dinini seversen, benden de selam yaz...” ( sayfa 152), “Gelir gelmez dua edersen daha makbule geçer” (sayfa 176). İlk iki cümleyi bugünkü baskılarda göremiyoruz. Diğer iki cümle ise günümüzde bu eseri basan tek yayınevi olan İnkılap Yayınevi’nin baskılarında şu şekilde değiştirilmiş: “Yaz kızım yaz ve beni seversen benden de selam yaz.” (sayfa 139) ve “Gelir gelmez Zeyni Baba’yı ziyaret edersen daha makbule geçer.” (sayfa 165)

Sadeleştirme adı altındaki edebî katliamlar bir yana, yukarıdaki değişiklikleri, dildeki sadeleştirme ve yenilenmeyle açıklamak mümkün mü? “Dini sevmenin” yerine “bir şahsı sevmek” veya “kendisine dua edilen Allah’ın” yerine “Zeyni Baba’nın” konulması metni daha mı anlaşılır kılıyor acaba? Aksiyon, Türk edebiyatının büyük ustalarının eserlerinde yıllar içinde görülen “metin darbeleri” ile “sadeleştirmeleri” araştırdı. Bu değişikliklerin sorumlusu kimi zaman vârisler, kimi zaman yayınevleri, kimi zaman da ‘işbilir’ editörlerdi. Telif hakkı sona eren eserlerde bu sorun daha da aşikâr. Karşılaştırmalı incelemelerimize göre eserler üzerindeki oynamaların boyutu dilde sadeleştirmelerin de ötesine geçerek asıl metinden cümleler atmak, yeni kelimeler eklemek, düz cümleyi soru cümlesine çevirmek gibi müdahaleleri içeriyor. Ve aslını okuduğumuzu sandığımız Türk edebiyatının temel eserleri, gerçek kimliklerinden uzaklaşmış metinler olarak çıkıyor karşımıza. Sayıları çok da fazla olmayan klasiklerin başına gelenlerin istisnai olmaması, ideolojik ve ideolojik olmayan müdahalelerin bir kıyıma dönüşmesi söz konusu.

Çalıkuşu üzerindeki oynamaları ilk defa 1999 yılında Kaşgar Dergisi’nin Temmuz ve Ağustos sayılarında yayımlanan makaleleriyle araştırmacı yazar Ahmet Özalp gündeme getirdi. Çalıkuşu’nun 1928’deki eski harflerle 4’üncü, yeni harflerle 1935’teki 5’inci ve günümüz baskıları üzerinde incelemelerde bulunan Özalp, romanın yazıldığı tarihî dönemin ve sosyal öğelerin ayıklandığını, o döneme ait olumlu fikirler cereyan ettirecek kısımların elekten geçirildiğini ve dinî anlam içeren bölümlerin değiştirildiğini belirtiyor. Çalıkuşu’nun 4’üncü baskısında (1928) “Nizamettin Efendi, artık bir daha İstanbul’a dönmemiş, altı sene diyar diyar bütün Kürdistan’ı, Irak’ı, Arabistan’ı dolaşmıştı.” (sayfa 13) şeklinde geçen cümle 39. baskısında “Artık bir daha İstanbul’a dönememiş, Diyarbakır’dan Musul’a, Musul’dan Hanıkın’a, oradan Bağdat’a, Kerbela’ya geçmiş…” (sayfa 11) şeklinde değiştirilmiş. Çalıkuşu’yla ilgili bu gibi örnekleri ve ayrıntıları Ahmet Özalp’in Kaşgar dergisinde yayımladığı yazılarda görmek mümkün.

SADELEŞTİRMEYLE ÇİFTE TAHRİBAT



Çoğu ülkede geçerli telif kanunlarına göre, ölümlerinden 70 sene sonra yazarların telif hakkı sona eriyor. Yayınevleri de anonimleşen eserleri yayımlamayı diğerlerine göre çok daha cazip buluyor. Özellikle Millî Eğitim Bakanlığı’nın 100 Temel Eser listesindeki kitapları onlarca yayınevi neşrediyor. Yayınevlerinin bastıkları kitaplardan, eserlere istedikleri şekilde müdahale edebilme hakkını kendilerinde gördükleri anlaşılıyor maalesef. Kitabın orijinalinden koskoca bir yazıyı çıkarmaya örnek olarak Ahmet Haşim’in “Bize Göre” adlı eserinin 3F Yayınevi baskısı verilebilir mesela. Eserin aslında geçen ‘Sinema’ yazısı, 3F Yayınevi’nin baskısında yok. Dergâh, Yapı Kredi ve Oğlak Yayınları’nın dışındaki birçok yayınevi, Bize Göre’nin sadeleştirilmesi tasarrufunu da kendilerinde görüyor.

Dergâh Yayınları’nın neşrettiği Bize Göre’deki “Mehmet Emin Beyefendi’nin mütalaaları, İbrahim Alaaddin’in Resimli Gazete’de intişar eden vâkıfane bir makalesine mevzu teşkil etti.” (Sayfa 42) cümlesi 3F Yayınevi’nin baskısında şöyle geçiyor: “Mehmet Emin Beyefendi’nin yorumları, İbrahim Alaeddin’in Resimli Gazete’de yayımlanan kuşatıcı bir makalesine konu oluşturdu.” Bu değişiklik, bir eserin yeni ifadelerle nasıl yavanlaştırıldığını ve yazarın esere yüklediği edebî özelliğin nasıl kaybolduğunu ortaya koyması bakımından önemli. Yapı Kredi Kültür Yayıncılık’ın çıkardığı Ahmet Haşim kitaplarını yayına hazırlayan yazar Yard. Doç. Dr. Nuri Sağlam, sözde sadeleştirmelere tepkili. Ahmet Haşim’in eserlerinde geçen, günümüz okuyucusu tarafından bile kolayca anlaşılabilecek “nazaran, sihirli, gına, müstakil, kayınvalide…” gibi kelimelerin, yeni baskılarda “göre, büyü, usanç, ayrı, kaynana…” şeklinde sadeleştirildiğini belirtiyor. Nuri Sağlam, bu mevzuda gelecek kuşaklar için kaygılanıyor: “Basılan bu eserlerin hiçbirinin adlarından başka Ahmet Haşim’e ait bir yanı kalmamıştır artık. Sadeleştirme işlemi hem edebî eseri hem de sanatkârı katleder. Nitekim Haşim’in de sadece adı kalıyor yeni kuşaklara. Eserleri bir bir yok oluyor.”

YAZARIN ADI VAR, ESERİ YOK!



Kitabı 100 Temel Eser kapsamında kıyıma uğrayan bir başka yazar da Ahmet Rasim. Şehir Mektupları adlı eseri günümüzde yayınevlerince hacimce daraltılığı gibi sadeleştiriliyor da. Yayınevlerinin bu tasarrufuyla yeni neşredilen Şehir Mektupları’nın dış kapakları dışında yazara dair bir işaret kalmıyor. Günümüzde Oğlak Yayınları, Rasim’in diline müdahale etmeden eserlerini neşreden yayınevlerinden biri. Mesela Türk ve dünya klasikleri yayımlayan Timaş’a bağlı Antik Yayınları, yazarın mektuplara verdiği numaralandırmadan tutun da düz cümleyi soru cümlesine çevirmeye varıncaya kadar değişiklikler yapmış, ortaya âdeta Ahmet Rasim’in yazmadığı yeni bir Şehir Mektupları çıkmış. Say Yayınları da Şehir Mektupları’nın hacmini küçültüp sadeleştirmiş. Bunlarla ilgili ayrıntıları, dosyamızın hacmini daha fazla artırmamak için burada yayımlamıyoruz.

Telif hakları kanununun şüphesiz en büyük mağduru Ömer Seyfettin. Yazarın eserleri yirmiden fazla yayınevince basılıyor. Bu yayınevlerinin büyük bir kısmı hiçbir ölçü ve kural tanımaksızın kendilerine göre Ömer Seyfettin’in eserleriyle oynuyorlar. Eserlerin aslında geçen “mütereddit, muallim, delalet, tahsil…” gibi kelimelerin yerine bugünkü baskılarda, “ikirciklik, öğretmen, aracılık, eğitim…” şeklinde anlamlarını bile tam olarak karşılamayan kelimeler geçiyor. Ömer Seyfettin’in meşhur Bomba hikâyesindeki “Zaten sa’ye karşı derin muhabbeti vardı.” cümlesi, İnkılâp Yayınevi’nin baskısında (sayfa 8) “Zaten çalışmayı çok severdi”; Engin Yayıncılık’ın baskısında ise “Zaten çalışmaya karşı derin bir sevgisi vardı.” hâlini alıyor.

ORİJİNAL METNİN ALTINA ANLAMI YAZILMALI


Ömer Seyfettin’in eserlerinde cümle atmalara da şahit olmak mümkün. Bomba hikâyesinin asıl metninde geçen “… vardı. İşleri eline aldı.” cümlesi, İnkılap Yayınevi’nin Bomba adlı kitabında bulunan Bomba hikâyesinde (sayfa 8) yer almıyor. Yayınevlerinin birçoğu bu kitapları öğrenciler için bastığını düşünerek, yani hitap ettiği kitleye anlaşılır kılabilme ‘mazeretinden’ ötürü yazarın diline karşı her türlü müdahaleyi mubah sayıyor.

Dergâh Yayınları’nın orijinal şekilde neşrettiği Ömer Seyfettin külliyatını yayına hazırlayan Prof. Dr. Hülya Argunşah, öğrenciler için hiç olmazsa asıl metinle beraber bazı kelimelerin anlamlarının sayfa içinde belirtilmesi gerektiğini vurguluyor. Yayınevlerinin fütursuz müdahaleleri konusunda uyarılarda bulunan Argunşah, “Yanlış yayın politikaları dilin ve edebiyatın yozlaşmasına, nesillerin okumaktan uzaklaşmasına, kendi kültürlerine yabancılaşmasına sebep olmaktadır.” diyor.

Alıntıdır ....




__________________
Click the image to open in full size.
JusT do it!!!
Click the image to open in full size.
Google isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Sponsor Reklam
Reklam
Yeni Konu aç Cevapla

Etiketler
edebiyatta, katliamı, sadeleştirme
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil