+ Forumindir.Biz
>
Sevgi - Hoşgörü
|
| Serbest Kürsü Bu bölüme herhangi bir kategoriye uymayan konularınız açabilirsiniz... |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 | ||
| Profesyonel Üye Üye No: 1453 Üyelik tarihi: 11.06.2009 Nerden:Bilirdim Sevenler Ağlarmış Yaş: 23 Tecrübe Puanı:354 Rep Puanı: 33481 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | ![]() “İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.” Hadis Bazı kavramlar gibi sevgi kişisel, toplumsal ve evrensel olmak üzere üç boyutludur. Sevginin kişisel boyutu, çoğunlukla insanın kendi bireysel maddî ve ruhsal isteklerine, tutumlarına bağlıdır. Bu boyuttaki sevgi bencildir, kıskançtır. Karacaoğlan’ın dediği gibi “Ben güzele güzel demem / Güzel benim olmayınca.” mantığını güder. Veya Âşık Veysel gibi “Güzelliğin on para etmez / Şu göynümdeki aşk olmasa.” diyebilir. Her ne kadar bu şairler sevgiyi ve sevgiliyi bu kadar dar alana hapsetmiş görünüyorlarsa da onlar bu sözleriyle sevginin bir tek boyutunun olmadığını, başka boyutlara da el atmak gerektiğini vurgulamak için önce bireysel olanı dile getirmişlerdir. Zaten onların sevgileri bireyselliğin üzerine çıkmıştır. Öyle olmasaydı bugün anılıyor, seviliyor olamazlardı. Çünkü sevginin bireysel olanı bireyle beraber gider... Geleceğe bir iz bırakmaz. Sevginin bireysel boyutta olanı maddîdir dedim. Çünkü insanın eşine, çocuklarına duyduğu sevgi tamamen meddîdir. Eşine duyduğu sevgi maddîdir. Yani cinsellik ağırlıklıdır. Psikologlar, evliliklerin yıkılmasının sebebinin çoğunu cinselliğe bağlamaktadırlar. Bu bağlamda doğru sayılır. Çocuklarına duyduğu sevgi de maddîdir. Çünkü onların dünyaya geliş sebebi kendisidir, kendi ürünüdür; kendinden bir parçadır. Bu yüzden bireysel boyuttaki sevgi kişi için korunmaya ve saygı göstermeye değer. Toplumsal boyutu bunun biraz daha üzerinde, kişisel çıkardan uzak, geniş ufuklara yayılmış durumdadır. Bencil değildir. Yüce peygamberin ifadesiyle “İnsanın kendisi için istediğini başkaları için de istemesi” biçimindedir. Biz kendimiz için hep güzel ve iyi şeyler isteriz. Peki bu istediğimiz şeyler bizden önce bir başkasına verilince neden üzülürüz, buruluruz. Hani kamyonların arkasında yazılar vardır. Bunlarda birer hayat felsefesi gizlidir. “İste senin de olur.” İstemenin yollarını arayıp bulmak yerine kıskançlık, çekemezlik veya aslı esası olmayan dedikodularla karalama yolunu tercih ederiz. Bundan kurtulmanın yolu sevginin toplumsal boyutunu kavramak ve hayata geçirmektir. Evrensel boyuttaki sevgi ise çoğu kimsenin anlayamayacağı, havsalasına sığdıramayacağı olgunlukta ve genişliktedir. Bu boyuttaki sevgiyi kavrayabilmek için, Hz. Mevlâna, Yunus, Hacı Bektaş Veli, Pîr-i Türkistan Ahmet Yesevî terbiyesi görmek gerek. “Cümle yaratılmışı severiz yaratandan ötürü” diyen Yunus’un gönlünde acaba sevginin maddî boyutundan ne kadarını bulabilirsiniz. Evet onun da eşi, çocukları, komşusu, hemşehrisi, kavım-kardaşı vardı elbette. Onları da sevginin diğer boyutları ile kucaklamıştı. Ama orada çakılıp kalmamıştı. Dünyaya hiçbir zaman kem gözle bakmamıştı. “Bir kez gönül kırmanın mizandaki karşılığının, yüz kez hacca gitmekten daha ağır” olduğunu ifade etmişti. Bazıları sevginin bu boyutuna hoşgörü diyorlar. Ben bu ifadenin yeterli olmadığı kanaatindeyim. Çünkü sevgiden kaynaklanmayan hoşgörü ya çıkar amaçlı ya da acizliğin eseridir. Sevgi bir ululuktur, egemenliktir. Her şeye egemen olan affa da muktedirdir. Bu bakımdan hoşgörümüz, sevginin eseri olmalıdır. Mesnevide bir hikâyesinde, Padişahın sarayındaki Çinli ressamlar ”Biz Türk ressamlardan daha iyi, daha hünerli ressamlarız ”iddiasında bulunurlar. Türk ressamlar ise ”Bizim resimdeki ustalığımız sizden daha üstündür” derler. Bunun üzerine padişah bir gün: -İddianızda hanginiz haklısınız? Bunu anlamak için sizi imtihan edeceğim, der. Çin ressamları ile Türk ressamları yarışmaya girişirler. Fakat Türk ressamlar bu yarışmadan çekinir gibi olurlar. Çinliler: -Padişahım bize özel bir oda veriniz,biz o odada çalışalım. Bir oda da Türklerin olsun, teklifinde bulunurlar. Kapıları karşılıklı iki oda vardır. Odalardan birini Çinliler alır, birini de Türklere verirler. Çinliler, padişahtan yüzlerce çeşit boya isterler. Padişah onların isteklerinin hepsini yerine getirir. Türk ressamlar ise: Ne resim, ne boya bizim işimize yaramaz, bize sadece pas giderici nesne gerekir. Türk ressamlar kapıyı kaparlar. Duvarı cilalamaya başlarlar. Odanın kapıya karşı olan duvarını gökyüzü gibi saf, temiz ve parlak bir hale getirirler. Padişah önce Çinli ressamların odasına girer. Çinli ressamların yaptığı resimleri görür. Onların inceliğinize, güzelline şaşırıp kalır. Aklı başından gider. Sonra Türk ressamlarının yanına gelir. Padişah gelince Türkler iki oda arasındaki perdeyi kaldırırlar. Karşı odada Çinlilerin yaptığı resimler ve nakışlar bu odanın cilalanmış duvarına daha parlak bir şekilde yansır. Padişah Çinliler tarafından ne görmüşse, bu odada ondan daha iyisini, daha güzelini görür. Resimler öyle canlı öyle güzeldir ki insanın gözünü almaktadır. Bunu gören padişah, Türk ressamlarını daha başarılı bulur ve tebrik eder. Ve demiştir ki: Bazı insanların gönülleri ayna gibi saf ve tertemizdir. Her şey oraya yansır. Gönüllerini Allah’ı anarak iyi işler yaparak cilalamış olanlar her zaman bir güzellik hoşluk içindedir. Empati, yani karşıdaki kişiyi anlamak ve algılayabilmek, duyumsamak barışın sürekliliğini sağlar. Gelin, Yunus Emre’nin sözüyle yazımızı noktalayalım Gelin tanış olalım İşin kolay kılalım Sevelim Sevilelim Dünya kimseye kalmaz... | ||
| | |
| Sponsor Reklam |
| Reklam |